3 Mart 2017 Cuma
İlk PHP Programım
Bu sıralar Php'ye çok hızlı dalmış durumdayım. Öyle baba siteler yapacak kadar değil tabi ama kendime yıllar sonra iti ki yapmışım diyeceğim bir projeyi hayata geçirmek için.
Başlayalı fazla olmadı belki bir ay kadar ama şurada ki videolar inanılmaz faydalı oldu İbrahim ÇEVRÜK'e çok çok teşekkür eder öğrenmek isteyenlere de tavsiye ederim.
Gelelim benim ilk yazdığım kodlaraaaa :D
9 Şubat 2017 Perşembe
Ord. Prof.Dr. Arif Müfid Mansel'in Yalova Kılavuzu 1936
Sayın Ord. Prof.Dr. Arif Müfid Mansel'in 1936 yılında yazdığı Yalova ve Civarı başlıklı yazısını çok eski bir arşivden bulup okudum ve buradan yayımlamaya karar verdim.
16 Aralık 2016 Cuma
Ölüm Kıtası Antarktika...!
Antarktika dünyamızın en kurak, en çok radyasyona maruz kalan topraklarıdır daha doğrusu buzdan oluşan kıtasıdır.
Toplam yüz ölçümü 14.000.000.-Km2'nin 13.720.000.-Km2'si buzullarla kaplıdır. Dünyamızın üzerinde bulunan toplam buz miktarının %92 buradadır. Bu kadar buz olmasına rağmen en kurak yerdir Antarktika, bazı yerlerine 2.000.000.- yıldır hiç yağız düşmemiştir.
Dünyamızda ölçülen en soğuk hava, Rus üstü olarak bilinen Vostok istasyonunda yapılan bir ölçümde -89 santigrat derecedir.
Toplam yüz ölçümü 14.000.000.-Km2'nin 13.720.000.-Km2'si buzullarla kaplıdır. Dünyamızın üzerinde bulunan toplam buz miktarının %92 buradadır. Bu kadar buz olmasına rağmen en kurak yerdir Antarktika, bazı yerlerine 2.000.000.- yıldır hiç yağız düşmemiştir.
Dünyamızda ölçülen en soğuk hava, Rus üstü olarak bilinen Vostok istasyonunda yapılan bir ölçümde -89 santigrat derecedir.
Etiketler:
Antarktika,
Charles Wilkes,
Endurance seferi,
Ernest Shackleton,
Güney Kutbu,
Henry Worsley,
Kaptan Robert Falcon Scott,
Roald Engelbregt Gravning Amundsen,
Vostok
7 Aralık 2016 Çarşamba
Hapishane Yemeği (Kahvaltım)
İçinizde Matrix filmini seyretmeyen kalmamıştır diye düşünüyorum, kaldıysa bile serinin 1 filmi The Matrix'i mutlaka tavsiye ederim seyredin.
Bugün film anlatmayacağım yalnızca her sabah yaşadığım Matrix'te ki o meşhur yemek sahnesini dejavu yapıyorum onu anlatacağım.
Neden insana her zevk veren şey kötü, daha doğrusu iyi - kötü oranı neden hep ters. İyi ve zevk veren her şey kötü, sağlıksız, yenmemesi, içilmemesi, yapılmaması gereken ama sevmediğimiz şeylerin neredeyse tamamı yapılması gereken, yenmesi ve içilmesi gereken şeyler...
Bugün film anlatmayacağım yalnızca her sabah yaşadığım Matrix'te ki o meşhur yemek sahnesini dejavu yapıyorum onu anlatacağım.
Neden insana her zevk veren şey kötü, daha doğrusu iyi - kötü oranı neden hep ters. İyi ve zevk veren her şey kötü, sağlıksız, yenmemesi, içilmemesi, yapılmaması gereken ama sevmediğimiz şeylerin neredeyse tamamı yapılması gereken, yenmesi ve içilmesi gereken şeyler...
24 Kasım 2016 Perşembe
DENEME (Acımaz)
Banka hesabımda mutlaka biraz
para saklarım, bu saklamayı kendimden bile yaparım. Yokmuş gibi, davranırım,
hiç lazım olmayacakmış gibi bir gün lazım olursa diye. Aslında ne kadar
saçmaymış. Gülerek söyleyip, hayıflanarak anlatıyorum şuan.
Neriman’a açılsaydım zamanla,
anlatsaydım içimdeki delilikleri, belki benden nefret ederdi ama bugün
kendimden nefret etmeden övgüyle anlatabilirdim sevdalıklarımı.
Kendimle savaşırken, başkalarında
kendimi öldürmüşüm meğer!
Hayvanları, doğayı, sanatı sevdim
hep, oysa kendimde ki eksiklikleri görmüş ve insanlara gösteremediğim sevgimi,
ilgimi, çocukluğumu onlara göstermişim.
İlgi görmek isteyen bir bencil,
ilgi göstermekten aciz biri olmuşum bugün…
Kendime de haksızlık
yapmayacağım, iyi bir insan olmaya çabaladım yıllarca, olmuşumdur da ama ne
fayda, bayram namazını, Cuma namazını kılmayanın nafile namazından ne fayda?
Geçmişin yükleri var omuzlarımda,
parasızlıkla yaşadığımdan bankada para saklarım, kendimi çirkin bulduğumdan
bayanlara duygularımı açamam. Kalıpların, klişelerin içinde hapsetmişim hayatı,
zamanı, dünü, bugünü.
Önce bir kıvılcımla başladı
içimdeki ateş, sonra alevler hızla sardı hızla velhasıl Bezm-î-Âlem Valide
Sultan Vakıf Gureba hastanesinde, ikinci sınıf beş yataklı bir hasta odasında
can çekişirken acısı azalsın lütfuyla kısa yoldan gelecek iki iyilikten
ikincisi bekler olduk.
Hastalık, acı, “ex” olacak olmak
falan dert değil de, bu güne kadar yapamadıklarım dert oluyor bana. “Niye”lerle
başlayan düşünceler “Keşke”ler sıralanıyor ardınca –ki o zaman ölüyorum işte.
Hasta olmasaydım bugün, yaşantım
yine aynı olacaktı, egoma yenik düşecektim kendimi yüceltmek için, oysa
tuvalete bile yalnız gitmenin bütün egolarımdan üstün olduğunu öğrendim artık.
Kaybetmenin Nirvana olduğunu öğrenmekte güzel sanırım?
Sabah olduğunda ve dünya kendi
ekseninde 1670km hızla dönmeye devam edecek ve karıncalar yuvalarına bir şeyler
taşıyacak, kırmızı ışıkta araçlar durup, simitçiler simit satmaya devam edecek
ve Ağrı dağı tüm heybetiyle ve bir kedi yavrusu tüm acizliğiyle var olmaya ve
Dicle akmaya, Efes gezilmeye, AVM’ler dolup taşmaya devam edecek yani kısacası
varlığımla sevinmeyen dünya yokluğumla üzülmeyecek, çok acıtıyor insanın içini
ama dürüstlüğü sona bırakmış bir insanın son anlarında mutlu olması da beklenmez
zaten.
Ne bekliyorum ki. İnsanların
dolup dolup taşmasını mı hastaneye? Benim, yakında onlarla olmayacağım fikrine
üzülmelerini mi? Ağlayıp sızlamalarını mı? Kimden bekliyorum bunu? Kimin için
ben böyle yaptım ki?
Ben bile bu aciz adama üzülmüyorum…
22 Kasım 2016 Salı
Kaşif Ruhlu Korkusuz 15 Kadın
Geleneksel kadınlık rollerinden sıyrılarak dünyayı bir kulpunu uydurup keşfeden, adını ilklere yazdıran, ancak adı sanı pek bilinmeyen kadınlar var yüzyıllardır. Geçmişten günümüze onlardan bazıları…
Etiketler:
Doğa Dostu,
Everest,
gezgin,
gezi,
kaşif,
Spor,
Süper Babaanne,
trekking
17 Kasım 2016 Perşembe
At Sahibine Göre Kişner
Eski insanlar o kadim bilgeliklerini sözlerle tarihe yazmışlar ki, bizler ders alalım aynı hataları tekrarlamayalım ama nafile insan gelişim süreci böyle çalışmıyor.
Hepimiz küçük bazı köylü kurnazlarının nasıl ağaya, beye, patrona ve hatta ceo'ya (ne demekse!) dönüştüğünü gözlemlemişizdir. Önce küçük mütevazi bir dükkan açılır, sonra dükkanın önüne bir iki sebze, meyve konulur, o meyveliğin üstüne tente çekilir, o tentenin yanlarına tahtalar konulur, o tente pimapen'e (PVC'nin avamda ki nam-i) döndürülür, yan tahtalar tuğlayla örülür veeee oldu mu sana iki kat dükkan, sonra da buna ses çıkarmadıkça yayıl babam yayıl. Hata onda değil tabi ki ona bu yüzü veren belediye'de ama bu işin raconu böyle...
Hepimiz küçük bazı köylü kurnazlarının nasıl ağaya, beye, patrona ve hatta ceo'ya (ne demekse!) dönüştüğünü gözlemlemişizdir. Önce küçük mütevazi bir dükkan açılır, sonra dükkanın önüne bir iki sebze, meyve konulur, o meyveliğin üstüne tente çekilir, o tentenin yanlarına tahtalar konulur, o tente pimapen'e (PVC'nin avamda ki nam-i) döndürülür, yan tahtalar tuğlayla örülür veeee oldu mu sana iki kat dükkan, sonra da buna ses çıkarmadıkça yayıl babam yayıl. Hata onda değil tabi ki ona bu yüzü veren belediye'de ama bu işin raconu böyle...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







